27 Ekim 2013 Pazar

O Gemi de Gezi de Gelecek İsmail Abilerim!

Karşı Kültür
21 Ağustos 2013





Not: ¨Zıpoylır¨ olmayacaksa; can havliyle yazılmıştır bu yazı.
Yazıyı yazıp yazmama konusunda kararsızdım, yalan yok: gün içinde bakmamıştım ¨sosyal medya¨ya ve ne olacaktı yani; ¨daha başka ne olabilirdi bu memlekette artık¨… Ama görünen o ki  (bildiniz 1524 puan) yine yanıldık çünkü kaybetmeyi içten içe seviyoruz vesselam. Oğuz Atay ¨iyi şeyler birdenbire olur¨ der ya hani; bize umut verir az da olsa. Bu yaz öğrendiğim onlarca şeyden bir tanesi işte bunun tersine çevrilmiş hali oldu ne yazık ki: kötü şeyler de bir anda oluyor, bekletmiyor insanı. O kadar ki, yazıyı yazmaya tereddüt ederken Gümüşsuyu’nda Antalya’dan gelen ¨Adalet Yürüyüşçüleri¨ne polisin –hiç beklenmedik şekilde (!)-  biber gazıyla saldırdığını öğrenmem çok uzun zamanımı almıyor (yazı bitmeye yakın Armutlu’ya bu akşam da saldırılar düzenlenebiliyor mesela); sadece bir Twitter uzaklığımda… O zaman da işte Jonathan Safran Foer ne güzel demiş diyorum: ¨Her Şey Aydınlanıyor¨…
Bu yaz neler neler öğrendik, artık çok iyi biliyoruz değil mi? Birbirimizle konuşa konuşa, direne direne, sürüne sürüne, kıza kıza, güle oynaya, falanlı filanlı ağzımızın payını aldık direnişte: kimilerimiz için haysiyet meselesiydi bu her şeyden önce. Bazılarımız ¨çevreci¨, ¨çapulcu¨, ¨anarşist¨, ¨uç ve marjinal¨, hadi biraz da ¨terörist¨, olmadı ¨ahlaksız¨, ama hep ¨öteki¨ oldu (sözlükte daha çok kelime var, geri kalanında safları sıklaştırmayı içimizden yapalım gayrı). Yüzümüze yalanlar söylendi, (hadi naifliğimize doymadığımızı itiraf edelim) kandırıldık, gururumuzla, zekamızla, vicdanlarımızla, insanlığımızla, haysiyetimizle ama en çok da hayatlarımızla oynandı. Yetmedi, evet demedik; durduk bütün sansürcü zihniyetin, yasakçıların, homofobiklerin, ataerkillerin, devlet denen yapılanmanın, kötü ve bizi –hayallerimizi durdurmaya çalışan herkesin ve her şeyin karşısında. Durmaya da devam ediyoruz; Gezi’yi açıp kapamalara doymayanlar, üç kişi bir araya geldiğinde ¨biber gazınız neli olsun canlarımız¨ diye eğlene eğlene gazımızı eksik etmeyenler, yeryüzü sofralarını insanlara dar etmeye çalışanlar ne yaparsa yapsın buradayız, gitmedik, ¨Winter is coming¨ diyoruz, diyeceğiz de vesselam (tekrara düştüm, yayındayız değil mi?). Ve şimdi bizim için şapkadan bir sürpriz daha çıkarıldı ve dendi ki ¨ey ahali; bir malum dizi var, neydi adı… heh, Leyla ile Mecnun. Biz düşünmedik, taşınmadık (vahiy… pardon emir geldi), bir kaldıralım dedik şunu yaw. Kıps.¨
Yahu mizah gücünüz ne kadar tepelerde dolaşıyor; ilahi! O kadar yukarılarda ki, mesela şunu diyebiliyorsunuz diziyi ¨yayından kaldırırken”: ¨Dizi sosyal medyada ve özellikle internette çok izleniyor ancak dizinin reytingleri düşük. Bununla beraber maliyet çok yüksek. Şu an elimizde 105 bölüm var. Zaten dizinin tekrarlarını yayınlamaya başlasak 3 yıl sürer. Genel müdürümüz bu nedenle dizinin aynı zamanda reyting de alan bir yapıma dönüşebilmesi için Eflatun Film ekibinden yeni fikirler beklediğini söyledi.¨ Çok afedersiniz baylar (Didem Madak’ın güzel ruhu şad olsun) ama biz aynı diziyi mi izledik 3 sezon boyunca? O ¨malum¨ dizinin kendi ölçümleriniz dahilinde reyting çarkına dahil olmamasıyla gurur duymuyor muydunuz? Faturalardaki TRT payını eleştirdiğinde diziye ¨sahip çıktığınızı¨ cümle aleme duyurmamış mıydınız? Yine o malum dizinin reytinglerinin, reklam almaya doymayan diğer lüks ve şaşalı olan dizilere ve hatta özel kanallara karşı her zaman ortalama bir yerde durduğunu; seyircisinin çoğunlukla internet kullanıcısı olduğunu ve apayrı bir yaşam alanının ve biçiminin diziyi kült haline getirdiğini bilmiyor muydunuz? Hadi bunları geçtik; yapım şirketinden ve ekipten ¨yaratıcı¨ fikirler beklemekten kastınız nedir tam olarak? Mesela dizinin bazı bölümlerinin gerçekten uzayda yerçekimsiz ortamda çekilmesi mi? Ya da diziyi yazacağım ve çekeceğim derken ekibin Arif’in Manchester’a attığı golü ararken birilerimizin beynine giden yolu  keşfetmelerini falan mı bekliyorsunuz? Hayır ne içtiyseniz söyleyin hep birlikte içelim de; madem kaldırıyorsunuz, diziyi kolektif olarak rüyamızda görmenin ve interaktif olarak izlemenin bir yolunu da biz bulalım; rüyalarda buluşalım, gemiyi ve Gezi’yi orada bekleyelim.
Leyla ile Mecnun’u neden ¨yayından kaldırdınız¨ biliyor musunuz? Bildiğinizi sanıyorsunuz ama biz söyleyelim siz de gülün (ironi en sevilen günahlardan biridir, aklınızda bulunsun): Neden? Çünkü,
-       kamuya ait bir kanal olduğunu iddia eden bir kurumun devletin uzantısı olduğunu biliyoruz artık. Bir kelamla çoğumuzun haftada sadece 1 gün, 90 dakika izledikten sonra kapattığı bir ¨kamu¨ kanalından, bazılarımız için biricik ve çok değerli bir diziyi, bir güzelliği, anlamı, bize ait olmuş bir değeri kaldırabiliyorsunuz. Çok basit bir soru sormak gerek burada: Ne istediniz dizimizden?
-       ¨tek derdiniz bir dizi mi yani¨ diyeceklerin olacağını sezenler olmuş… Evet tek derdimiz bu değil, o kadar çok dert bahşediliyor ki bize bu topraklarda her Allahın günü, seçmelere, ağlamalara, sinirlenmelere ve direnmelere doyamıyoruz maalesef. Ve en çok da her şeyin elimizden çekilip alınabilmesine;  sırf iktidarların her türlüsünün gücüne zeval gelmemesi için harcanabilmesine içerliyoruz. Olay hem Leyla ile Mecnun’u bizden koparmanız, hem de ondan ötesi: Leyla bu işin bir parçası. Bir kelamla hayatımızda neleri yapacağımıza, giyeceğimize, sözgelimi kadınların nasıl doğuracağına, kimin ne içip içemeyeceğine, nerede yaşayıp yaşamayacağına; hatta kimlerin ölüp, öldürülüp, öldürülmeyeceğine… bizlerin adına karar verilebilmesinin ne kadar basit, sıradan bir siyasetin malzemesi haline gelmesidir (belki de hep böyleydi de biz yeni aydık). ¨Kim ki direnir, kim ki direnenlere destek verir, bakın ‘iplerini çekeriz’, yol veririz sizleri de ezip geçenler olur, hani şu zor tuttuklarımız arasından¨ deniyor belli ki… gerisi olaylar olaylar…
Daha söylenecek, eklenecek çok şey var ama dağılan kafayı toplamak hem zor, ¨belki de… ne bileyim ben¨. Diyecek iki şey var sadece aklımda: çok sevdiğimiz, içimizden bir parça olan, derdimize derman olan, yeri geldiğinde bizi hayata bağlayabilen, sevenleri için her zaman bir diziden fazlası olan, herkesin hayatında yaşadıklarından ötürü özel anlamlar bahşettiği ve bu haliyle çok da güzel olan Leyla ile Mecnun’u bizlerden zorla koparan herkesin başından Erdal Bakkal’a edilen bedduaların daha da fazlası eksik olmasın (biz en fazla bunu diyebiliyoruz, böyle gördük çünkü dizimizden). Bir de; Goebbels’in propagandaları ve yasakları vaktiyle sadece tarihin kötü örnekleri olarak anılarda kalmasını istediğimiz eylemlerdi ve o zaman da hiç güzel değildi.
Son olarak (iki değil üçmüş diyeceklerim); inanın bu yaptıklarınızı İsmail Abi affeder, yapar bu büyüklüğü; ona dünya kadar bir çiçek, pardon, gemiye mal olacağını bilse bile. Ama şunu bilin ki bağzı kötü kulları ATlar affetmeyecek, arkanızdan dörtnala koşacaklar her iki cihanda…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder